Anayasa Mahkemesi, 27/02/2025 Tarihli H.D. Başvurusu (B. No: 2019/33669) ile Evlilik Hukukunda Şekilciliğe Sınır Getirdi.
Türk Medeni Hukuku’nun en keskin kavramlarından biri olan “evliliğin yokluğu” (yok hükmünde sayılması), Anayasa Mahkemesi’nin 27 Şubat 2025 tarihli kararıyla yeni bir boyut kazandı. Bu kararla, köklü bir aile hayatının hukuki statüsü, şekil şartlarına ilişkin tek bir delile feda edilemeyeceği güçlü bir şekilde tescil edilmiş oldu.
Kararın Odak Noktası: Sözlü İrade Beyanı mı, İmza mı?
Dava, 1989 yılında evlenmiş, Almanya’da yaşamış ve üç müşterek çocuk sahibi olmuş bir çiftin evliliğinin, eşlerden birinin başvurusu üzerine “yok hükmünde” sayılması üzerine açılan bireysel başvuruya dayanmaktadır. Yokluk iddiası, evlenme kütüğündeki imzanın davacıya ait olmadığı yönündeki bilirkişi raporuna dayandırılmıştır.
Yerel mahkeme, evlendirme işlemleri sırasında taraflardan birinin memur önünde hazır bulunmaması nedeniyle evliliğin yok hükmünde olduğuna karar verirken, çiftin uzun yıllar birlikte yaşamasını ve çocuk sahibi olmasını sonuca etki etmeyecek unsurlar olarak görmüştür.
Anayasa Mahkemesi ise bu yaklaşımın, Anayasa’nın 20. ve 41. maddelerinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkını ihlal ettiğine hükmetmiştir. Yüksek Mahkeme, evlenmenin kurucu unsurunun, Medeni Kanun’un 142. maddesinde belirtildiği gibi, yetkili memur önünde evlenecek kişilerin “birbiriyle evlenmek isteyip istemediklerini soran memura olumlu sözlü cevapları verdikleri anda” oluştuğunu belirtmiştir. Evlenme kütüğüne imza atılması ise ispatlayıcı ve düzenleyici nitelikteki ikincil bir şekil şartıdır.
AYM’nin Hukuki Mesajı: Bütüncül Delil Değerlendirmesi Şartı
Karar, yokluk gibi ağır sonuçlar doğuran bir kararın verilebilmesi için, mahkemelerin salt bir imza raporuna dayanarak değil, tüm delilleri bütüncül olarak değerlendirmesi gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Mahkemelerin, nikâhı gerçekleştiren muhtarın ve tanığın beyanlarını, otuz yıla yakın süren fiili birlikteliği, çocukların varlığını ve evliliğin resmi hukuki sonuçlarını (yurtdışı vergi avantajları gibi) dikkate alması, aksi takdirde aile hayatı hakkının ihlal edileceği yönünde emsal teşkil eden bir ölçüt belirlemiştir.
AYM bu kararıyla, hukuki işlemde iradenin ve fiili durumun, kağıt üzerindeki tek bir şekil noksanlığına göre daha üstün olduğunu vurgulamış ve dosyanın yeniden yargılama için ilgili mahkemeye gönderilmesine karar vermiştir.Anayasa Mahkemesi (AYM), evliliğin kurucu unsurları ve aile hayatına saygı hakkı konusunda tarihi bir içtihat oluşturdu.
Olay: 1989’da evlenen, Almanya’da 3 çocuk sahibi olan bir çiftin evliliği, evlenme kütüğündeki imzalardan birinin sahte olduğu gerekçesiyle yerel mahkemelerce “Yok Hükmünde” sayılmıştı.
AYM Kararı (27/02/2025): Yüksek Mahkeme, salt bir imza bilirkişi raporuna dayanarak, 30 yıla yakın süren fiili aile hayatını ve çocukların varlığını yok sayan bu kararın, aile hayatına saygı hakkını ihlal ettiğine hükmetti!
Ne Anlama Geliyor?
- Evliliğin kurucu unsuru imza değil, yetkili memur önündeki SÖZLÜ İRADE BEYANIDIR.
- Yokluk kararı gibi ağır sonuçları olan hükümlerde mahkemeler, sadece şekil şartına (imza) değil, tanık beyanlarına, fiili birlikteliğin süresine ve dürüstlük kuralına bakarak bütüncül delil değerlendirmesi yapmak zorundadır.
Bu karar, Medeni Hukuk’ta aile kurumunun korunmasına verilen önemin ve şekilciliğe karşı hakkaniyet ilkesinin somut bir göstergesidir.
#AYM #Hukuk #AileHukuku #EvlilikHukuku #Yokluk #HukukiEmsal #AnayasaMahkemesi

